BODRUM'A DAİR NE VARSA

Category archive

Gümüşlük

Gümüşlük: Hiç vazgeçilmeyen…

Gümüşlük

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gümüşlük… Hiç vazgeçilmeyen…

Yazı: Necip Damar

Gümüşlük, Bodrum’un en az değişmiş, yılların yıpratamadığı belderinden biri. Çoğu insanın “İşte ben böyle bir Bodrum tahayyül ediyordum” diyerek betonlaş­mış, trafiği zıvanadan çıkmış bir günümüz Bodrum’unu da eleştirme fırsatını geçir­diği Bodrum’dan yaklaşık 30 dakikalık bir mesafedeki en güzel köşelerinden biri…

Kendi aracınızla geldiğinizde hele akşam yemek saatlerinde sizi epey bir trafik karmaşası karşılar. O yüzden kolay park edebilmek için, daha önce Gümüşlük’ e gelmediyseniz ve bu durumu bilmiyorsa­nız gün batmadan buraya kavuşmanızı öneririm.

Bir de bozuk bir yol sorunu var… Daha baştan içinizi karatmamak için bu “Yol” meselesini en sona bırakıyorum.

Gümüşlük’te otoparkın yanında sizi sahile götürecek yolun iki yanında sıralanmış elişi tezgahlarına göz atarak sahile inmeye çalışırsınız keşfetmek için. Sol tarafınızda insanların isminden korkacağı Cadı isimli bir incik boncuk mağazası vardır. “Takı” diyelim de sahipleri alınmasın, Cadı hayli ünlü bir marka, içeri girmeye kalktığınızda “onar kişi” “onar kişi” alıyorlar…

O kadar ünlü ki yeni mağazasını otan­tiklikten vazgeçip sosyetik bir yer olarak “Yalıkavak Palmarina” içine konumlan­dırıldı… Orada, burada aldıklarınız en az üç misli fiyata… Kapıdan giremezseniz onar kişlilik listeye dahil olup, Palmarina sizi bekliyor.. 29

Akvaryum ile başlayan
Mimoza ile biten restoranlar resmi geçidi.

Akvaryum Restaurant

Deniz kıyısına yol boyunca sıralanmış restoranları ve ortalığı saran balık ve deniz ürünlerinin harika kokusu, lüks görünümden öte otantik ve geleneksel yapıların arasından yürüyerek deniz kıyı­sından, dalga sesleri arasında sağa ve sola doğru yürüyeceğiniz upuzun iki sahil şeridi sizi bekler… Restoranların çoğu uzun yıllardır burada hizmet veren isimleri Gümüşlük’e gelenler tarafından iyi bilinen ve herbirinin kendine göre müdavimleri bulunan tanınmış restoranlardır…

İki türlü restoran çeşidi bulunur burada. Lezzetleriyle ön plana çıkan restoranlar ile magazin dergilerinde birbirini görmekten bıkmayan insanların akın ettiği restoranlar… Lezzetleriyle ön plana çıkan restoranlar arasında Akvaryum akla gelen en önemli isimlerden biri. Lezzetlerinin ünü The New York Times’a kadar çıkmış, hakkında gurme yazarları tarafından en çok yazı yazılan bir mekândır Akvaryum… Sahipleri İlknur ve Cengiz, neredeyse hayatlarının 30 yılını bu mesleğe vermişler. Ünlü Michelin yıldızlı aşçı Alain Sailhoc‘un lezzetlerine hayran kaldığı Akvaryum’da yediğim yemekleriin tadı benimde aklımdan çıkmaz… Yine 30 yılı aşkın bir zamandır sınırlı sayıdaki masalarıyla her akşam başarılı deniz mahsulleri sofraları kuran Botan Günöz’ün Gümüşcafe’si es geçilmeyecek restoranlardan biridir yürürken karşınıza çıkan…

Sosyete mekânları

Güzel, herkesin hayallerini süsleyen, begonvillerle kaplanmış birkaç inanılmaz güzel taş evden sonra bu kez ünlüler bölgesi diyeceğimiz alana ulaşırız.

Boy göstermeye niyetliyseniz gideceğiniz yer işte tam burasıdır.

Burada yeni aldığınız Armani kostümünüzü sevdiklerinize gösterip hava atabilir, ya da yeni sevgilinizi piyasaya lanse edebilirsiniz. Zaten aklınız yiyeceğiniz yemek­lerde olmayacağından hayli yüklü meblağlar ödeyip ayrılacağınız yerler yolun en sonunda yer alır. Mimoza ve birebir kopyası Melengeç cüzdanınız kabarıksa sizi beklemektedir.

Gündüz vakti geldiyseniz buradan ileriye doğru yürüyüp doğa içinde tepe­lere tırmanıp Gümüşlük’e tepeden bakabilirsiniz.

Gümüşlük’ün entel tarafı Gümüşlük’ün Akvaryum’dan başlayan sol tarafı her ne kadar sosyetenin pek takıl­dığı bir yön değilse de size güzel sürprizler sunan tara­fıdır. Hatta birez entelektüel tarafıdır da diyebiliriz. Öncelikle çok güzel bir fırını vardır. Açmalar pastalar, kekler, kurabiyeler sizi he­men yanında yer alan Faik’in kahvesinde ya da deniz kıyısında yer alan Belediye kahvesinde çay içmeye zorlar. Ge­rek Faik’in kahvesinin mavi boyalı otantik sandalyeleri, gerekse Belediye kahvesinin denize bakan yüzü burada seçimyapmanızı zorlar… Belediye Kahvesinin girişinde “Dışarıdan yiyecek içecek getirmeyiniz” diye yazar ama her kes elinde simit ve poğaçalarla içeri girer çayını kahvesini rahatça içer. Bence fiyata dikkat edin:

Çay birbuçuk lira… Yani kaçmaz… Entellektüel demiştim. Daha bu yola sapar sapmaz bir küçük sergi salonu sizi karşılar… Burada daha çok elişlerine yönelik sergiler açılır. İncik boncuk, keçe, ahşap boya­ma işleri ağırlıktadır ama hayli revaçtadır… Ama benim uğradığımda özgün bir Çini Sa­natçısı “Emre Arif Öztürk” ün eserleri sergileniyordu… Böyle bir özgün sergi açılması doğrusu benim hoşuma gitti.

İlerlerken başınızı sola doğru hafif yukarı çevirdiğinizde şanslıysanız Eklisia’dan müzik sesleri yükselir. Jazz yahut klasik müzik sever­seniz kapısına kadar gidip Gümüşlük’ün bu en eski mekânını, Eklisia’yı tavaf etmenizde yarar vardır.

 

Gümüşlük’te müzik dinlenir

Gümüşlük sessizlik yönünden şanslıdır. Uzun süre müzik çalma yasağı uygulansa da sol cenahta bu yasak giderek deliniyor gibi. Ama yine de entellek­tüel dedim ya burada “Eller havaya” “Ben sevdim de ne oldu” gibi şeyler pek kulağınıza gelmez.

Club Gümüşlük

Club Gümüşlük’le başlayan bir Chill Out, Oldies ve Jazz karışımı suya sabuna karış­mayan, bir yandan yüzerken yahut yemek yerken sizi rahatsız etmeyecek asansör müziğinin bir derece üstünü bir müzik kulağınıza çalınır. Buralarda çalınan bildiğiniz Sting’in Fragile’dir ama çevreye rahatsızlık vermesin diyen temposu düşürülmüş, yaygın bir sesle şarkı söy­lemeye çalışan bir ünsüz şarkıcının Fragi­le’dir. Ama Club Gümüşlük çok sevilen bir yerdir ve çok meşhurdur. Keyifle gününüzü geçirebilirsiniz.

Bu müzik türü yol boyunca devam eder… Hemen ardından bazı akşamlar canlı müzik te icra edilen son iki senenin gözde mekânı “Off Gümüşlük” gelir. Eylül ayında sahne alacak sanatçılara bakmak herhalde iyi bir fikir verecektir müzik adına

İstanbul Funk Unit Eva Klesse Quartet
Raci Pişmişoğlu MUS461
Ferit Odman Quintet
Çağıl Kaya
Can Çankaya & Kağan Yıldız Duo
Önder Focan “Funkbook” Şallıel Brothers
Ece Göksu Quartet feat. Neşet Ruacan Jehan Barbur…

Off Gümüşlük

Müzik dünyamızın başka bir kulvarında sadece müzik icra etmeye çalışan müthiş bir liste…
Yahu bunlarda kimlermiş diyorsanız Bod­rum’un sağında en sonunda yani sosyete tarafında “ elbise, ayakkabı,sevgili ve bıkmadan dinlediğiniz “Si tu savais combien je t’aime” sizi bekliyor. Boşverin buraları.

Ama zaten bu yolun yolcusu iseniz yani müzik dinlemede seçiciyseniz buraya takılın… Küçük bir uyarı, saat 12’de mekân kapanmasa da “hesap ta hesap” diye dayatan bir sistem var “Off Gümüş­lük” te. Bu olur mu dediğimizde “Abi emir böyle” diyen bir anlayışa sahip. Hani hatır­lı birileriyle gider, ya da yani sevgilinize hava falan atmak isterseniz DJ’in kendini kaptırıp çaldığı Welcome to the Mac­hine’i falan bir kıyıda bırakıp hesabınız saat 11.45’ten önce ödeyin, rahat rahat “içkisiz susuz ve de karanlık” içinde deniz kıyısında dalgaların sesini dinleyerek devam edin gecenize…

Akşamüstü başlayan Gümüşlük’ün sol tarafı keşfi, deniz kıyısın­da yakamozlar arasında, Mimoza’nın yarattığı deniz içindeki su kabakları gösterile­ri ile devam eder. Burada denizin içine girecek kadar eski güzel evler var… Eski evlerin içine edip rezil eden bir anlayış ta hakim heryerde olduğu gibi. Bir iki örnek var burakarda ki bunları es geçin ve doğru Jazz Cafe’ye gidin.

Jazz Cafe yanılmıyorsan Bodrum’da Paşa­tarlası ve Neyzen Tevfik’te ki eski bildik Jazz Cafe’nin devamı an azından ben böyle biliyorum… Yolun sonu neredeyse diyecekken karşınıza çıkan hoş bir sürpriz adeta… Leman Sam’la başlayan bereketli Sam rüzgarının Şelale Şehnaz Sam’ının başı çektiği, Neşet Ruacan Quartet (Hemen açalım içinde Şenova Ülker, Kaan Yıldız, Deniz Dündar gibi ünlüleri (nasıl ünlü demeyin bunlar gerçek müzisyenler ve gerçekten kendi kulvarlarında aranılan ve ünlü isimler) barındıran bir kuartet, Grup Ricahha Cuban, Serdar Sensezgin Hani eylülde gelmişseniz sizlere müzik ziyafeti çekecek isimlerden birkaçı.

Jazz Cafe Gümüşlük

Konumu son derece romantik, son derece herkeslerden uzak ve denizin kıyısına sulara ayaklarını sokup müzik dinlemenin az bulunur keyfini yaşayacağınız ender bir yer Jazz Cafe ve Gümüşlük’ün sol tarafı bununla da bitmiyor…

 

 

 

 

Bir özel restoran
“Soğan Sarmısak”

Soğan Sarmısak

Mesela, deniz kıyısındaki kendi evlerini annesiyle birlikte restoran olarak açmaya karar veren Sevinç Ulucanlar’ın sahibi olduğu Soğan Sarımsak gibi harika bir restoran var… Neredeyse en sonda, gece gelirseniz deniz kıyısındaki fenerleriyle, gündüz gelirseniz Vita yağı kutularına yer­leştirilmiş çiçeklerden oluşan dekorasyo­nuyla dikkatinizi çekecek bu yerin aslında

“müthiş bir lezzet” durağı olduğunu muhtemelen düşünmeyeceksiniz ama inanın, bana inanmıyorsanız Vedat Milör’e inanın… Ünlü gurmemiz Vedat Milör’ün Milliyet Gazetesinde yazdığı “ben Bod­rum-Gümüşlük’te bu minnacık lokantaya rastladığım Sevinç hanım ve annesi ile tanıştığımda afalladım. Antik adı Myndos olan Gümüşlük’te kumsalda yürürken gözüme aynı zamanda Fransızca yazılmış bir “meyveli tart” ve üstü beyaz bir kağıtla kaplanmış ama kolayca okunan bir “kuzu kapama” yazısı çarptı. Klasik bir Osmanlı yemeği ve Fransız usulü meyveli turta aynı yerde! …” deyip hiç bir yer için yazmadığı övgüleri

Soğan Sarmısak için yazması tesadür değil… Güzel mi güzel bir gerçek Bodrum evi, Kumsala atılan masa ve sandayeler, bilgili görgülü kadınların egemenliğinde bir “harika lezzetler durağı” Gümüşlükte keşfedilecek yerlerin başında geliyor burası… Rezervasyon yapmadan giderseniz hele önümüzdeki bayram gün­lerinde yer bulma olasılığınız çok zor…

 

Gümüşlük Festivali Merkezi ve Akademi

Git git bitmez derler ya Gümüşlük’ün sol yanında yolun sonunda uluslararası bü­yük bir müzik olayının merkezi yer alıyor. Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali’nin tam da Gümüşlük’e yakışır topraktan atölyeleri, kumdaki sahnesi, sazlardan duvarları ile otantik ve çekici merkezi…

Burada her yıl müthiş bir festival kotarılır. Bu sayıda ayrıca yer verdiğimiz Ünlü Pi­yanist Eren Levendoğlu ve ona el uzatan hamilik yapan Uluslararası ünlü piyano virtuozümüz Gülsin Onay’ın başını çektiği bu yıl 15.sini izlediğimiz “Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali” işte bu otantik yerde hazırlanır ve “Kumda” ve “Suda” gerçekleştirilen bir çok müzik dinletisi bura gerçekleşir.

Buradan festival yönetiliyor ve 5 ayrı dalda usta, virtuöz sanatçılar eşliğinde mas­terclass’lar düzenleniyor. İnanılmaz bir devinim Gümüşlük için daha iyisi düşünü­lemez açıkçası…Katılımcı sayısı ise yıldan yıla ciddi bir artış gösterip günden güne kökleniyor. Büyük, akıl almaz bir uğraş ve uluslara­rası düzeyde önemli müzisyenler burada yüzlerce binlerce kişiye müziklerini icra ederler… Eğer hayırlı bir iş yapmak isti­yorsanız hemen sponsor olup “Gümüşlük Festivali Dostları” arasına katılınız.

Gümüşlük’te pek çok gerçek ünlü var

Gümüşlük doğasından ve nispeten bozul­mamışlığından ötürü ve sol tarafındaki sanatsal çalışmalar nedeniyle sinema sanatçıları yazarlar, çizerler için ayrı bir çekim kaynağıdır. Kaybedenler Kulübü’ün unutulmaz aktör’ü Nejat İşler, Ressamlar Ali Atmaca, Yavuz Tanyeli, Çizer Bahadır Baruter, Yazar Mine Söğüt, Şair Özkan Mert, Piyanist Devlet Sanatçısı Gülsin Onay gibi önemli sanatçılar Gümüşlük’e ayrı bir değer katarlar… Gümüşlük’ün sağından solundan bahsettik ama tepeden gün batımını seyretmek isterseniz “ Limon” gibi adı artık herkes tarafından bilinen restoran’da en azından bir akşamüs­tü ile başlayan güzel bir gece geçi­rebilirsiniz. Burası ünlü mü ünlü.. Bilmeyen yok ama rezervasyonunuz yoksa hem size hem arabınıza yer yok… “Nar Çiçeği” daha yeni ama bence çok güzel bir alternatif kahve içmek için, atıştırmak için.

Gümüşlükten küçük bir hediye almak isterseniz girişte gördüğü­nüz el sanatları çarşısına uğramayı ihmal etmeyin. Özgün birşeyler arıyorsanız çıkışta sol tarafta yer alan “Kikkula” da çok güzel kağıt işleri kaçırılmayacak şeyler. Yolunu­zun üstünde aslında Bodrum’un ve Türkiye’nin her yerinde gördüğünüz ve beğendiğiniz Su Kabağı fenerleri­nin yaratıcısı “Le Kabbak” firma­sının gerçek birer sanat eseri gibi özen gösterilerek ortaya çıkardıkları su kabağı abjurları mağazası (Aynı zamanda üretim atölyesi) görülmeye değer… Vay be Gümüşlük’te neymiş diyece­ğiniz biliyorum…

Gümüşlük “bir küçücük fıçıçık” içi gerçekten sürprizlerle dolu. Güre­ce’den sonra saptığınızda Gümüşlük Yolu’da sürprizlerle dolu… Felaket bir yol. Belediye’nin, yada belediye­lerin ya da karayollarının ya da bizim bilmediğimiz bir idarenin yıllar yılı elini dahi değdirmediği inanılmaz kötü bir yol, böylesi zor bulunur.

Böylesine anlata anlata bitiremediği­miz güzel bir Gümüşlük’e böylesine kötü bir yoldan ulaşmak gerçekten çok üzücü.

Gümüşlük’teki akşamüstü gezintimi hoş bir sürprizle noktaladım. Gümüşlük Klasik Müzk Festivali’nin deniz kıyısındaki yönetim binasına girdiğimde karşımda üç önemli piyanisti bir arada görünce çok hoşuma gitti. Devlet Sanatçımız Gülsin Onay, Festivalin Kurucusu Piyanist Eren Levendoğlu ve iki akşam sonra festivalde bir solo konser verecek olan Kübalı piyanist Mauricio Vallina bir aradaydı. Oturduğumuz alanı piyano sesleri renkendiriyordu. Öğrendim ki bir sonraki gece konseri olan İtalyan Romano Pallottini hemen yanımızda prova yapıyormuş. Konu haliyle müzik ve festivaller üzerine oldu. Festival üzerine konuştuk. Adnan Saygun adına düzenlenen Müzik Yarışması hakkında konuştuk uzun uzun. Gülsin Onay “Böyle bir beldede Adnan Saygun adını kullanarak bir piyano yarışma düzenlemek ve dördüncü yılına gelmek mucizevi. Ancak sonuçları da şaşırtıcı… Yarışmada birinci olanlar sonraki yıllarda kabul görmüş, virtüoz sanatçılar olarak karşımıza çıkıyorlar.” derken Eren Levendoğlu “En sevindiğimiz bizden eğitim almaya gelenlerin ve masterclass’lara katılanların sayısında gördüğümüz artış. Eğer sponsorlarımız artsa burada yarattığımız harika işler o oranda arta­cak.” diyerek biraz keyiflendik biraz dertlendik. Ve dördümüz güzel bir hatıra fotoğrafında biraraya geldik.

SAYFA BAŞINA GİT